
|
|
Karınca Misali |
|
ANA SAYFA
Burak Kimdir?
İslam’da Anahtar Kelimeler - 12/04/10
Ezan - 12/02/10
İslamda Kadın - 08/07/09
Reankarnasyon - Yeniden bendenlenme - 24/05/09
İslamı Anlamak - 05/05/09
İlmin Sağlaması Nasıl Yapılır? - 20/04/09
Karınca Misali - 18/06/06
"B"esmele - 07/10/07
"B" Sırrı Nedir? - 30/09/07
AllahHuEkber ne demektir? - 28/09/07
Şeriat Tarikat Marifet Hakikat
Güneş Dünya İnsan
İç Gerçeklik Dış Gerçeklige Karşı
Düşünüyorum Öyleyse Varım
Ruh Beyin Düşünce
Dünyanin dönüş hızı, kıyamet ve beyin kapasitesi
insan - Madde - Nefis
|
Bu bir
hikaye değil, yada bir öykü. İnsan tarafından nitelendirilmiş hiçbir
yazı türüne ait değil. İçinde hikaye yada herhangi bir yazı türü
için olması gerekenler, yani zaman yada yer yok. Zaten bununda bir
anlamı yok. Mutlu, yaşlı, kötü, iyi olan bir sonucu yada sonuçlarıda
yok. Bu yanlızca, kağıt üzerine mürekeple yazılmış bir yazı. Bundan
daha eski zamanlarda olsaydı, belki kağıt Ceylan derisi, mürekep
yerine kök boya yada kan kullanılıcaktı. Tabi ki sonu olmadığı gibi,
bu yazının bir başı da yok........... Nasıl başlıyacağını da
bilmiyorum. Sanırım, yazmaya bildiğim yeden başlayacağım........
Karıncalar, karınca larvalarını bir yuvadan diğerine taşıyorlardı. Delice yağmur yağmaktaydı ve yuvanın içine giderek su doluyordu. Daha öncede yaşanmıştı böylesi felaketler. Yapılması gerekenler yapılmalıydı. Yaşamaya daha da önemlisi yapılabiliniyorsa yaşatmaya çalışmak gerekiyordu. Kendilerini kurtarabilenler, kendileriyle birlikte birer ikişer larvaları, güvenli buldukları yerlere saklıyor. Tekrar büyük bir aceleyle geriye dönüp daha su basmamış odalarda ki larvaları kapıp kaçmaya çalışıyorlardı. Fazla arkada kalanlar ölüyordu. Ölümün kara dehşeti, aynada ki süliyet gibi gözden göze koşuşturuyordu. Korkunun yarı belirgin suratında aşağılayıcı bir sırıtma ve abartılı ama sessiz kahkahalar dört nala at koşturuyordu. Tehlike altında olmayanlar bile bunu bir bakışta yaşıyorlardı. Karıncalar panikle koşuşturmaya, ağlamaya, şaşkınlıkla bakmaya, birbirlerine yardım etmeye çalışıyorlardu. Bu panik ortamında neredeyse herkes birbirine köstek oluyordu.........
Parmakları arasında iki deve karıncası. Sinirlensinler diye
kafalarını birbirine sürtüyor. Arada bir de biri diğerinin bacağını
ısırsın diye, birinin kafasında ki büyük kıskaçları diğerinin
bacağına doğru yaklaştırıyordu... İkiside iki elin parmakları
arasında olmasına, hatta ayakları yere bile basmıyor olmasına
rağmen.
Saldırıya geçenin diğeri olduğunu zannederek büyük bir hiddet,
cesaret ve haklılıkla diğerinin ısırtılmak istenen yerini
ısırıyordu. Kıyasıya, ölümüne bir mücadeleydi. Toprak karası olan
daha iri ve daha kudretliydi. Duruşunda bir asalet bir zerafet
vardı. Diğeri daha çok hayatta kalmaya çalışıyormuş gibiydi. Toprak
karası olan bir hamle yaparak! Diğerinin bacağından yakaladı ve bir
sonraki hamlesi onu kopartmak olacaktı, koparttıda. Bu seferlik
kavganın diyeti bir bacaktı. Bugün bir karınca evine yaşıyor ama
sakat olarak dönüyor. Diğerininde arkadaşlarına anlatacak bir zaferi
olmuştu.... Bu düzen böyle devam etti.....
Saldırdılar, olanca hınçlarıyla, ısırıp kopartılar ve öldürdüler.
İstedikleri adaleti sağlamışlardı artık. Şu andan sonra kendilerine
yaşamları için gerekli olan hayati şeyleri nereden telafi edicekleri
endişesinden çok daha farklı şeyler vardı kafalarında. Hepsinin
suratında kadın, erkek, çocuk, yaşlı, eşcinsel,...,ona bir fiske
bile vuramamiş olandan, en çok vurmuş, en çok ısırmış olana kadar
herkesin suratında bir çocuğun annesini öldürdükten sonraki yaramaz
ve şeytanı sırıtışı vardı ve birbirlerine bakıyorlardı. Hepsinin
aklında şu soru vardı. 18 Mayıs 2006 - KKTC |